Yürek Yangınları Anasayfa

HİÇ ve HEP

Pazartesi, 14 Nisan 2008

Bir sûfi Bağdat pazarını gezerken bir ses duydu.

Bir satıcı; “ Bir hayli malım var, çok ucuza satıyorum,alan yok mu?” diye bağırıyordu.

Sûfi satıcının yanına yaklaştı ve:

“Ucuza satıyorum diyorsun, hiç’e de verir misin?” diye sordu.

Satıcı: “ Git başımdan be adam! Sen deli misin ki? Kim hiçe karşılık başkasına bir şey verir?”

Sûfi: “Allah veriyor” dedi.

“Üstelik hiçe karşılık her şeyi veriyor, istersen daha da fazlasını ihsan ediyor.”

GÜNAH DUYGUSU

Pazartesi, 31 Mart 2008

Batıcılar, bizim günah duygumuzdan yakınıp dururlar..

Bu, güya hayatı olanca doluluğuyla yaşamaya engel oluyormuş!

Halbuki, İslamda günah, suçlarla ilgilidir..

Suç Alanının sınırlarını, siyah bir halenin içine almaktadır günah çizgisi..

Suçluluk halimizin masumluk halimize karışmasına ve kaynaşmasına engel olmaktadır..Hayatın içinde bir masumluk kontrolü sağlamaktadır, bir bakıma bir şuurdur günah duygusu.

Bir yandan da hayayla, utançla sıkı sıkıya ilgilidir bu duygu..

İslam hayayı inancın bütünleyicisi kabul etmiştir..

Allah’tan utanma, günah konularına yaklaşmaktan bile alıkor insanı.. Utanan insanın düşüncesi yüzüne vurur..
Onun için kötülüğü düşünmek bile istemez utanan insan..

Utanış ve günah işleme korkusu, suç, haram ve günah alanlarından uzak tutar müslümanı..Böylece müslümanın hayatı, kendiliğinden bir arılık, bir temizlik kazanır.
..devamını oku

Bir Türkümüz olmalı

Pazar, 30 Mart 2008

Aklımda televizyonda izlediğim eski bir diziden hoş, çarpıcı bir kare var..Kısaca: Aynı işte çalışan iki kardeşin hikayesi bu anlatacağım bölüm..Para konusunda hiç anlaşamıyorlar.Çaktırmadan birbirini dolandırıyor ve sürekli kavga ediyorlar..

Ama, yüreklerini aynı frekansta titreştiren, bir anda herşeyi unutturan,silip götüren, tebessümleri, sevgiyi getiren ortak bir türküleri var onların…

Böyle şiddetle kapıştıkları anlarda, kardeşlerden birisi, o meşhur, kıvrak türküyü söylemeye başlıyor hemen :) Diğeri o kızgınlık ve öfkeyle:

“Yapma! Söyleme!” falan diyor ama, sanki karşı koyamadığı sihirli bir güçle, birden tüm vücuduyla, tüm benliğiyle türküyle bütünleşiyor ve ikisi karşılıklı oynamaya başlıyorlar :)

Dargınlıklar, kırgınlıklar, şiddet, öfke…Herşey bitiveriyor..

Buharlaşıp uçuyor sanki..

Öyle hoş bir an ki..

Sarsılıyorsunuz..

Ve düşünmeden edemiyorsunuz..

Keşke bizim, hepimizin de böyle türküleri olsa..

Ev, cami, okul ve iş yerlerimizden tütün da taa ülkeler arası ilişkilere kadar.. Keşke olsa..

En zor anlarımızda aniden söylemeye başlasak..
..devamını oku

En güzel aşk hikayesi

Cumartesi, 22 Mart 2008

Dünyanın, yaşanmış en güzel aşk hikayesi bu..
Ne Leyla diyeceğim size ne de Mecnun, Ferhad, Romeo vs. vs..

En güzel aşk hikayesi Efendimiz salallahu aleyhi ve sellem ile Hatice Validemiz’in hikayesidir..

Sanır mısınız ki Leyla ile Mecnun evlenseydi, ya da diğerleri, aşkları dillere destan ölür, günümüze kadar ulaşırdı?

Hayır tabii ki!

Belki bir kaç sene sonra bitecekti.. Yaşanmadığından, kavuşulmadığından hep bunlar

Ama siz bir bakın Efendimiz’le, Hatice Validemiz’in aşkına ALLAH için!

Bu, yaşanmış hem de uzun yıllar boyu yaşanmış bir aşk..

Ahla kıssat hub fil âlem.

Mekke fethinin ilk günü, o karışıklık, o heyecan esnasında Efendimiz yaşlı bir hanımla karşılasıyor..

O’nun yanına gelmesini önlemek isteyenlere "Bırakın" diyor gelsin..

Sırtından abâyasını çıkarıp, hanımın altına seriyor ve birlikte oturup 1 saat kadar sohbet ediyorlar..

Âişe Validemiz merak ediyor ve sonrasında;

..devamını oku

O ve Diğerleri

Perşembe, 20 Mart 2008

O ve Diğerleri

Bir o baktı, bir de onmilyon defa berikiler,
O, daha iyi gördü.

Bir O dedi, bir de onmilyon defa ötekiler,
O, daha berraktı.

Bir O yürüdü, bir de onmilyon Fatih,
O, daha ötelere uzandı.

Bir O doğdu, bir de onmilyon defa güneşler,
O, daha aydınlıktı.

Bir O yaşadı, bir de onmilyon defa sultanlar,
O, daha uzun ömürlü idi.

Bir O vardı, bir de Kainat,
O, daha ağırdı.

Ve o ağırlığı bize armağan etti..!

Sallallahu aleyhi ve sellem

mansur zafer

Zaaflarımız

Cumartesi, 8 Mart 2008

Zaaflarımız, vurulma noktalarımız..

Hedef tahtalarımız bir anlamda..

Zaaf, kişinin en dayanıksız olduğu, mukavemeti zor olan zayıf noktaları, yönleri..

Beden şehrimizdeki hücum noktalarımız..

Şeytan ve şeytanın askerleri bu noktaları kullanırlar hep, şehre girişte..

Kiminin zaafı makam-mevki, kiminin ki şan-şöhret, kiminin ki de para..

Zaafı kadın olanlar, şehvet olanlar- şehvet deyince akla, malum manası gelmesin hemen; O da dahil olmak üzere şehvet; uykuya, yiyeceğe, giyeceğe vs her şeyedir-

Düşünüyorum..

Ve insan, zaaflarıyla insan..

Böyle dilemiş Yaradan, böyle yaratmış;
..devamını oku

Amerikalı Abdullah

Çarşamba, 5 Mart 2008

Yaşanmış bir hikaye bu anlatacağım..Birebir yaşayan ve ilk ağızdan anlatan Mısırlı bir Hoca; Muhammed Salih. Bir televizyon kanalında kendisi anlattı –Ennas Tv-Nil Sat-

Dinleyince çok duygulandım ve "tüm gönüllere ulaşsın" dualarıyla, kaleme aldım yüreğimce..Sesimizi yüreklere duyuracak ancak O’dur..O’na hamd ve niyaz ile başlarım; Bismillah

Tebliğ ve irşad çalışmalarım için arkadaşlarımla birlikte Amerika’da idim..

Birgün, her zaman sohbet ettiğimiz cami cemaatinden Suriyeli bir Müslüman kardeşim, yanında bir Amerikalı ile çıkageldi..Ve bana, meşhur bir iş adamı olan bu Amerikalı’nın Müslüman olmak istediğini söyledi..

Tarifsiz sevindim, mutlu oldum. Nasıl sevinmem, Rabbimin inayetiyle ateşlerden bir can daha alınmıştı.. Kucakladım O’nu ilk önce, bağrıma bastım kırk yıllık dostmuşçasına..Ki öyleydi de, ezelden tanışan ruhlarımız şimdi buluşmuştu işte..

Gözleri ışıl ışıldı; Yanakları pembeleşmiş, mahçup bir eda, biraz da şaşkınlık ve sabırsızlıkla yerinde duramıyordu..Kuş gibi çırpınan yüreğinin sesini duymak mümkündü adeta..

Şefkatle sordum O’na;
..devamını oku

Çok inciniyorum incitenlerden, ne yapmalıyım?

Pazartesi, 25 Şubat 2008

Geçen Perşembe ders bitimi bir hanım geldi, yanıma oturdu ve;

“…Sohbet içinde; “İncinme incitenden, gelmeyene gidin, birbirinizi Allah için sevin..” dediniz ya..Ben çok inciniyorum incitenlerdena ne yapmayalım?” dedi..

Ama der demez de akıverdi gözyaşları a Anlaşılan epey dolmuş, çok incinmiş..

Hemen elini tuttum önce, sonra da kucaklayıp, öptüm onua

Ve dedim ki;

-Bak sana iki SIR vereceğim, anlarsan ve uygularsan artık hiç kimse seni incitemez a

Kulak kesildi bana..Umutsuz gibi, ama gözlerinde bir pırıltıylaa

-Hani daha önce anlattım ya sizlere günah konusunda:
..devamını oku

Dolana ay dolanaa..Dolana gün dolanaa..

Çarşamba, 20 Şubat 2008

“Ve tilkel eyyâmu nudâviluhâ beynenNâs” Âli İmran-140

“Hani, O günler var ya, o günler.. Biz o günleri evirir-çevirir, bir gün lehinize bir gün aleyhinize döndürüp dururuz”

Tam sofra topluyordu, içerden gelen müzik sesiyle irkildi kadın..

Dolana ay dolana..Dolana gün dolana
Şirin cânı veririm, bana Yâri bulana..

Ve gayri ihtiyari, ânın sihrine kapılıp, şarkıyı mırıldanarak neşeyle, eşinin bir sağ koluna bir sol koluna girerek ritmle dönmeye başladı salonda..Şaşkınlıkla bakan eşine; “Ne zaman duysak bu şarkıyı ya da söylesek birimiz, Can’ımla hep böyle dansederdik işte” dedi..

Ve durdu kadın..Yüreğinden hıçkırdı..Ve bozuldu sihir..

Hıçkırıklarla ağlıyordu şimdi..

Ve hıçkırıyordu kesik kesik;

Dolana.. ay.. dolana..Dolana.. gün.. dolana..

Ve yüreğiyle avaz avaz seslendi O’na;

Ya Erhamerrahimîn! Ya Erhamerrahimîn!
Ya Erhamerrahimîn!

Kaç ay, kaç gün dolanmıştı da, gelmemişti Can Tanesi..Gidememişti O da..

Aç mıydı? Üşüyor muydu? Hasta mıydı? Başını okşayanı, üstünü örteni, “ne haldesin” diyeni, yaralarını saranı var mıydı gurbetlerde?
..devamını oku

21. Yüzyılda Rasûlullah’ın Gelini

Salı, 19 Şubat 2008

a

Sevdiğini dünyaya sevdirecek,

Memnun olduğunu, memnun edecek elbeta

MaşaAllah tebarakAllaha

Mutlaka okuyun kardeşler..

21. yüzyılda yaşamak ve Peygamber Efendimiz’in sevdiği, seçtiği bir “gelin” olmak… Sanki bir araya gelmeleri çok zor olan iki vasıf gibi…

Ancak bu sayımızda kendisiyle tanıştırmak istediğimiz Fatma Çalıkavak Kutbî hanım bunun canlı bir misâli…

Türkiye’de, Fâtih’te başlayan bir hayatın Mekke ve Medine’ye yönelişi… İbretlerle dolu bir kader sayfasını daha gelin birlikte çevirelim.

Zât-ı âlînizi bize kısaca tanıtır mısınız?

İsmim Fatma Çalıkavak Kutbî. 1965 senesinden beri dikiş ve moda öğretmenliği yapıyorum. Aslında “Vazifeniz nedir?” diyenlere, “Vazifem paçavra hocalığı!..” diyorum.

1973 senesinde Gülsen Ataseven hanımla tanışmak nasip oldu. Bu arkadaşlık, benim dinimi yaşamama ve hizmet etmeme vesile oldu, elhamdülillah…

1975 senesinde de örtündüm. Muhtelif yerlerde, hem vazifemi, hem de hizmetimi yapmayı nasip etti Rabbim. Arkadaşlarımla Hanımlar İlim Kültür Derneği’ni kurduk. O sırada ben bir taraftan da Şişli’de Türk Amerikan Üniversitesi Derneği’nde ders veriyordum. Orada hemen hemen her milletten; İtalyan, Amerikan, Fransız çeşit çeşit insana ders verdim.
..devamını oku

Sayfa: « önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 sonraki »