Yürek Yangınları Anasayfa

‘Yazılarım’ Kategori Arşivi

Neyi Taşladınız?..

Cuma, 5 Ocak 2007

Eski bir yazı bu Taa 2001 de yazmışım..

Ama değişmiyor hiç bu taşlama hikayesi, istisnalar her zaman mevcut

Neyi Taşladınız?..

Faniliğin karanlıklarından, ebediyyetin aklığına çıkan; İHRAMIYLA,

İslam dini üzerinde yaşanacağının taahhüdü olan; TELBİYESİYLE,

Mahşeri ve muhasebesini andıran; VAKFESİYLE,

Kulluk imzası olan; KURBANIYLA,

İslam dışı düşünce ve duyguları koparıp atmak olan; SAÇ KESMESİYLE,

Bütün kötülükleri ve kaynaklarını kınamak olan; ŞEYTAN TAŞLAMASIYLA,

Ve din gerçeği etrafında pervaneleşmeyi simgeleyen; TAVAFIYLA Hac, ancak yapıldığı ve yaşandığı zaman kavranacak bir ibadettir..

(Diriliş şairi, yazarı güzel insan; Sezâi Karakoç’tan)

Hac’dan dönen hemen herkese ;

-Hangi günahlarını taşladın?.

-Hangi konularda nefsine dur deme sözü verdin?

-Bundan sonra hayatına, öteler için neleri katacaksın?.

Diye sorarım muhakkak..

Öyle ya gittin, temizlendin. . İlk günkü gibi..
İnşâAllah tertemiz bir sayfa açıldı..

Bu sayfaya neler yazacaksın?..

Mesela sigara içiyorsundur;

“Elde duman, kalpte iman” nasıl olur diye de rahatsızsındır..

Şeytana –nefsine- ilk taşı atarken dersin;

-Artık bundan sonra sigara yok!..

Namazlarını bir türlü tam ve vaktinde kılamıyorsundur, dersin ;

-Rabbim! Bundan sonra 5 değil, 5×5 huzurundayım!.

Hep örtünmeyi düşünen bir bayansındır, dersin;

-Allah’ım, bundan sonra ben ve bedenim emrine âmâdeyiz!.

Örnekleri çoğaltmak mümkün, herkesin kendi durumuna göre..

İnanınız, sorduklarımdan çoğu şöyle dediler;
..devamını oku

Lebbeyk Allahumme Lebbeyk!..

Cuma, 22 Aralık 2006

ARAFAT MEYDANINDAN

Lebbeyk Allahumme lebbeyk!..
Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk!..
İnnel hamde vennîmete leke velmulk!.. Lâ şerîke lek!.

Arafat meydanı…
Burası mekânların en güzeli.. Mekânların en ulvîsi..
Tüm dünya müslümanlarını aynı anda kucaklayan,
Tek tek yürek çırpınışlarından, ilâhi bir koro oluşturan,
Zaman üstü mekân..

İbrahim Aleyhisselâm’ın duasına “Amin” diyen,
Allah’ın çağrısına icâbet eden sevgili kulları,

Bugün burada;
Bir akıl
Bir yürek
Bir ses
Bir bilek olmak için toplanmışlar..

Zulme “hayır!” dedikleri için..
Tâğutlara baş eğmedikleri için,
Gönüller dolusu “Lebbeyk” diyorlar..

Lebbeyk Allahumme lebbeyk!
Allah’ım emrindeyim!
Allah’ım emrine âmâdeyim!

Bu çoşkuyu, bu heyecanı, bu ulvî tabloyu anlatmak mümkün değil..Yürekler hissediyor ancak.. Yaşamak gerek ancak..

Evet, yaşanılası güzelliklerin hepsi burada..
İnsanlar, sanki yeni bir dirilişin çoşkusunda, heyecanındalar..

Sanki dün, her türlü dünya telâşesiyle, dünya malıyla meşgul olanlar, makamında oturup emir yağdıranlar, çarşı-Pazar dolaşanlar, bunlar değil..

Bunlar kutsîler ordusu..
Bembeyaz giysileriyle sanki ruhlar âlemini andırıyorlar..
Rahman’ın buyruğuyla toplanmışlar;
..devamını oku

Annemin Hikayeleri 4: Bırak, Rabbinle aranda bir kapı açık kalsın!..

Çarşamba, 20 Aralık 2006

Eski zamanlarda bir zat, seyahati sırasında çok ilginç bir olaya şahid olur..

Çölde, eşkiyaların bir kervana saldırdıklarını, ne var ne yoksa zorbaca gasbettiklerini korkuyla seyreder uzaktan..

Biraz sonra bakar ki, soygun yapan eşkiyaların reisi bir kenarda abdest alıp, namaza duruyor..

Adam hayretlerdedir..
Dayanamaz, namazdan sonra yanına varır ve sorar ona;

“Merak ve hayretler içindeyim” der..

“Yaptığın iş zalimce ve haram..Günahlar içindesin..Sonra da kalkıp, o yaptıklarını men’edenin huzuruna varıyorsun! Bu nasıl iştir?”

Yani bu ne perhiz bu ne lahana turşusu hesabı ;)

Eşkiyaların reisi olabildiğince hüzünlü, şu ilginç ve ibretli cevabı verir;
..devamını oku

‘Yalniz hüznü vardir kalbi olanin..’

Çarşamba, 12 Temmuz 2006

‘Yalniz hüznü vardir kalbi olanin..’

Çünkü hep vurulan odur,

‘O’nun hatiri için asla vurmayacagini bilen ve ‘O’ndan
çekinmeyen, muhatablari tarafindan..

O yalnizca hüzünlenir ..

‘O’nda olmanin, onlara verilecek cevabidir çünkü hüzün..

Bile bile vurulmaktir yani hüznün adi..

Yoksa yüregi olanin hüznü, ne nikotin tadinda aliskanlik yapan arabesk bir hüzün,

Ne de, maddeten ve manen bir nev’i ‘O’nu hiçe saymak demek olan
YEIS anlamindakidir. .

Daim O’nunla olana, bize ‘O’ndan ve hak Resulu’nden ulasan
mesajlar dogrultusunda o cephede zaten hüzün yok..

Hüznü sevinçlere, korkusuzluklara, itmi’nana çeviren O’dur çünkü..

Hüzünlerin karsiligi hep O’ndadir, hep O’ncadir..

Ne bosa giden gözyasi, ne de sevince çevrilmemis hüzün vardir katinda..

Yani:

“‘O’nun boyasi”na boyanmaktir hüzün.
..devamını oku

HERKES OKUSUN :)

Cumartesi, 1 Temmuz 2006

Bugün ne yapın biliyor musunuz?..

Gece çocuğunuz-çocuklarınız uyuduğunda, yavaaşça girin odalarına..

Elinize yumuşak uçlu-mürekkepli bir de kalem alın..

Ve.. Eline “seni seviyorum” yazın..

Gül kokulu öpücüklerle çıkın odadan..

Görün bakın sabah neler olacak : ))

Bırakın gün boyu taşısın, sizi ve yüreğinizi..

Demeyin başka yolu yok mu sevgiyi göstermenin?..

Olmaz mı… Çook.. Bu onlardan sadece biri..En basiti belki..

Onlar anlar merak etmeyin..

Çocuklar sürprizlere bayılırlar..Her çocukça yürek gibi..

Yeter ki sevginizi göstermesini bilin..
..devamını oku

ACABASIZ İNANMAK - Annemin Hikayeleri 3

Cumartesi, 1 Temmuz 2006

Vakit namazlarını sürekli cemaatle, camide eda eden, Allah’a yürekten bağlı, çok duru gönüllü bir adam varmış.. Ama evi, nehrin öbür tarafında olduğu için her vakit namazında, salla nehri geçmek epey vaktini alıyormuş.. Bir gün, gittiği camiide bir vaaz dinlemiş.. Hoca diyormuş ki;

“Allah’a öyle inanıp öyle dayanacaksın, öyle güveneceksin ki her işin kolaylıkla hallolsun.. Bismillah de gir suya! Yürü git’..” diye de bir örnek vermiş..

Adamcağız bunu duyunca bir sevinmiş bir sevinmiş ki..

-Oh! Demiş, kurtuldum artık saldan, vakit kayıplarından.. Bismillah der geçerim karşıya.. Sevincinden içi içine sığmıyormuş.. Aynı zamanda da içinden Hocaya kızmaktaymış, neden şimdiye kadar söylemedi bunu diye..

..devamını oku

Annemin hikayeleri 2 PASTIRMA HİKAYESİ

Cumartesi, 1 Temmuz 2006

Peygamber Efendimiz’i -sallallahu aleyhi vesellem -rüyasında görmeyi çok çok arzu eden birisi varmış… (Kim arzu etmez ki değil mi?) Fazla bilgisi de yokmuş.. Hani derler ya; şu kadar şunları okursan, şöyle yaparsan görürsün falan..

Kalkmış bir hocaya gitmiş , anlatmış halini ve ne yapması gerektiğini sormuş..

Hoca gülümsemiş ve;

-Bu çok kolay!.. Sadece, sen benim dediklerimi aynen uygula diyerek devam etmiş;

-Hemen git 2 kilo pastırma al!.. Ve otur ye!. Fakat kesinlikle hiç su içmeyeceksin.. Ne su, ne de sıvı bir şey içmek yok.. Bu dediklerimi yap! Sabah gel rüyanı anlat!..

Adam zavallı, görmek istediği rüya ile pastırmanın alâkasını bir türlü çözememiş fakat yine de, hocanın elbet bir bildiği vardır diyerek, dediklerini hevesle uygulamış..
..devamını oku

Annemin hikayeleri : BAL HİKAYESİ

Cumartesi, 1 Temmuz 2006

Vakitlerden birinde gerçekten yaşanmış bir hikaye bu..

Zaten Anacığım, hep yaşanmış hikayeler anlatırdı..

Bilmezdi tabii hikayede geçenler, kimlerdir..

Ben sonraları okudukça; “Aa bu İmam-ı Âzam’mış, bu Yunus’muş, şu Musa, bu Yusuf’muş” diye, bildim hepsini ve çoğunu değişik fonlarda okudum başka yerlerde ve hayran kaldım Anacığımın iz’ânına.. Allah merhametiyle kucaklasın O’nu..

Bir ömür + annesinin ömrü +yaşadığı zaman..

Binbir odalı bir sarayda imişiz de farkında değilmişiz…

Annem ve Annesi.. Ak saçlı, ak gönüllü filozoflarım benim…

İçinde; binbir çeşit nakışlarla yavruları için saraylar inşâ eden, ak yürekli tüm annelere ve anne adaylarına binler selam!..

Evet mutlu bir aile yaşarmış vakitlerden birinde.. Bir tane de çocukları varmış.. Epey bir süredir bu aile oğullarının sürekli bal yemesinden şikayetçilermiş.. Bir gün Hanım demiş ki;

-Al bu çocuğu falan Hocaya götür.. Nasihat etsin, okusun, dua etsin, bu böyle olmaz..

Adam razı olmuş ve oğluyla birlikte varıp anlatmışlar dertlerini,

duası makbul pek muhterem O Hocaya..

O Gönül ehli, az hüzünlü ve buruk demiş ki;

-Siz şimdi götürün bu yavruyu, tam 40 gün sonra getirin..

Tabii adam şaşırmış çok, yâni edeceği bir dua, neden 40 gün bekletir ki diye düşünse de “hikmetinden suâl olunmaz” diyerek dönmüş..
..devamını oku

İKEBANA

Perşembe, 29 Haziran 2006

Japonların tüm dünyaya armağan ettikleri,

“Çiçek düzenleme” san’atına verilen isim İKEBANA..

Belki bilirsiniz, Japonlar tabiata âşık ve güzellikleri hissetmesini bilen milletlerdendir..

Hatta onların, saksı içinde minik ağaçlar yetiştirdiğini de duymuşsunuzdur; saksı içinde 50 yıllık, 100 yıllık minicik çamlar, çınarlar..

Ayrıca bilenler bilir, Japon bahçeleri de meşhurdur, seyrine doyum olmaz..

Hepsi güzel ama benim en çok ilgimi çeken İKEBANA..

NEDEN Mİ?..

Öncelikle kalbe ve ruha hitâbeden bir san’at olduğu için..

Sonrası…
..devamını oku

Duasiz üsür yürekler..

Perşembe, 29 Haziran 2006

Duasiz üsür yürekler…

Sana bir dua eden olsun
Sen birine dua et!
Duasiz üsür yürekler…

Biliyor musun?..
Baskasina dua ettiginde, aslinda sen kendine dua ediyorsun!
Ne kadar çok kimse için dua edersen, o kadar çok KAZANIYOR YA DA KAYBEDIYORSUN!

Çünkü melekler,
Duan, rahmet ve hayr ise: ” Bir misli de sana olsun, amin”,
Duan zulmet ve ser ise: ” Bir misli de sana olsun, amin” derler…

..devamını oku

Sayfa: « önceki 1 2 3 4 5 6 sonraki »