Yürek Yangınları Anasayfa

2008 Arşivi

Sorusuz Teslimiyet; Dua

Pazar, 13 Temmuz 2008


Sevmek, sevilene yapılan en güzel duadır..


 


Dua, Allah’ın güzel isimlerine âşık olmak demektir..

Allah’a en çok dua edenler, O’na en çok âşık olanlardır..
Dua, Allah’ın her emrine sorusuz teslim olmak demektir..
Söyleyin!
Dua, hangi yüreği çaresiz, yarı yolda komuştur?..
Dua, kimi ulaştırmamıştır ki O Dost’a..
Gözlerinizdeki nem, duaya dönüşmedikçe ağlamış sayılmazsınız..
Güney Amerika’da bir yerliye sorulur:
-Dua ediyor musunuz?..
 
-Tabii ki ediyoruz.
 
-Peki, Yaratıcı’dan neler istiyorsunuz?..
 
-Neden, neler istiyorsunuz dediniz ?..
 
-O, herşeyi bize verdi..
 
-O’ndan istenecek şey yok..
 
-Sadece O’na teşekkür etmemiz gerekiyor.
 
-İşte bizim duamız, O’na şükürdür, der…
 
İ.Acarkan

Yağmur Gibi..

Cuma, 2 Mayıs 2008

İnsan yağmur gibi olmalı bence, herkesi ıslatabilmeli. .

Rahmeti kuşanıp herkese her şeye merhamet etmeli..

İnsan sözünü yağmur gibi yumuşakça indirmeli kulaklara;

Kırıp dökmemeli, damla damla söylemeli, ince ince sevmeli…

Şefkatli olup kimseyi küçümsememeli, hor görmemeli, kimsenin dalını kırmamalı..

İnsan yağmur gibi, bir görünmeli bir saklanmalı…

Öyle ince olmalı ki, ihtiyaç duyan onu dizi dibinde bulmalı, ihtiyaç bittiğinde hiç şikayetsiz ortalıktan kaybolmalı..

Yağmur göklerden yere serinliktir;

Yağmur yukarıdan aşağıya minnetsiz iniştir.

Yağmura “rahmet” diyenlere, yağmur damlaları sayısınca rahmet okumalı..

Senai Demirci

AYNA

Perşembe, 1 Mayıs 2008

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına Hz. Ebû Bekir Sıddık radıyallahu anh geldi bir gün ve:

Ne kadar güzelsin Ey Can! dedi.

Biraz sonra Ebû Cehil geldi. O da Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e bakıp;

Ne kadar çirkinsin Ya Muhammed! dedi.

Peygamberimiz her ikisine de: “Haklısın” dedi. Ashab:

Ya Rasulallah her ikisine de “haklısın” dedin deyince

O; – Ben bir aynayım, aynada herkes kendini görür. Ebû Bekir çok güzeldi, gördüğünü söyledi. Ebû Cehil çok çirkindi, o da gördüğünü söyledi.

Bu da geçer yâ hû.. Hoş gör ;)

Salı, 29 Nisan 2008

Baş kısmı “Edeb yâ hû“
Kalp kısmı “Allah“
Sırt - göğüs kısmı “Âh mine’l-aşk“
Sağ etek kısmı “Yâ hazret-i Mevlânâ“
Sol etek kısmı “Bu da geçer yâ hû“
Sağ etek iç kısım “Hoş gör“

;)

İstif-Uygulama: Mustafa Nazif

Gönlünü İPlere bağlı tut!

Pazartesi, 28 Nisan 2008

“Birer birer iplerini kesen, elbette kurtulabilir bütün bağlarından…
Fakat o zaman, kalır sahnenin önünde;
bir yığın tahta olarak!”

“Kahraman olmak; Gönlünü iplere bağlı tutmaktır…

..Ve elini

..Belini

..Dilini

..Her yerini!”

“Ve her ip bir değere bağlar seni…

Değerlerin yoksa değerin ne ki?”

Geniş içerik için;

http://groups.google.si/group/islamdinihakkinda/browse_thread/thread/0fc87f540dbdb5aa

http://genclik.zaman.com.tr/?bl=14&hn=991

Ah!

Pazar, 27 Nisan 2008

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Sahi mi? Yani, sayısız günahlar işlediğim halde, hiç günah işlememiş sayılacağım öyle mi?

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Ciddi misiniz? Oysa, bana kalsaydı, ben kendimi bile bu kadar kolay affedemezdim. Dostlarımdan bile öyleleri var ki, bir hata ettim diye beni defterden sildiler. Artık görüşmüyorlar. Ben de çoğu arkadaşıma ilk hatasını görür görmez küstüm. Hiç hata etmemişler gibi davranmam çok zor onlara. Oysa siz…

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Daha önce tövbe etmediğim günahlarım da var benim. Özür dilemeyi unuttuğum hatalarım var. Yanlış olduğu halde, yanlışlığını kabullenmediğim bir sürü yanlışım var.

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Nasıl yani? İçimde azıcık bir pişmanlık olsa bile, özür dilemiş mi sayılıyorum? Dilime varmayan içimdeki “ah!”lar da tövbe diye mi kabul ediliyor? Yüzümün kızarması da… Öyle mi?
..devamını oku

Onarmak Zordur..

Cumartesi, 26 Nisan 2008

Şarkılar değil de
Hep kulaklar bitiyor,
Onarmak zordur.

Bir yürek üşümüş
Kapamış kapılarını,
Onarmak zordur.

Bir şey yitirilmiş
Hiç eskimeyecektir,
Onarmak zordur.

İnsanın içine düşen korku
Özgürlüğünden olmustur,
Onarmak zordur

Ölümü düşünmek yenilmek,
Sevmek ölümü yenmektir,
Onarmak zordur

Özdemir Asaf

Gelecegin mimarlari:BiZiZ!

Perşembe, 24 Nisan 2008

Çocuklarımız bizim herşeyimiz.. Umutlarımız, yarınlarımız onlar..Gönüllerimizde yaşattığımız özlenen ülkenin kurucusu onlar.. Lütfen onlara değer verelim.. Onları anlamağa çalışalım, bir zamanlar çocuk olduğumuzu unutmayalım..Onları sevelim çok sevelim..

Bir çocuğun maddeten ve mânen sağlıklı büyümesinde sevgi-sefkat gıdadan çok daha önemlidir..Onlara her halimizle örnek olalım..

Namazımız, orucumuz, zikrimiz, diğer insanlarla olan ilişkilerimiz öylesine sağlıklı ve Resûl kaynaklı olsun ki onları kucaklasın..

Yalandan sakındıralım yavrularımızı..Bir kabahat işlediğinde, doğruyu söylediği zaman “Doğru söylediğin için seni affediyorum” diyebilelim.. Yalana teşvik etmeyelim onları.. Biz de yalandan kesinlikle kaçınalım ki tam örnek olalım..Odalarına “Allah yalan söyleyenleri sevmez” gibi anlaşılır ufak notlar asılabilir..

-Hatta biz duvar gazetesi yapmıştık odalarına : ) Çok da güzel olmuştu hala durur.. Güzel yazıları kesip veya yazıp yapıştırıyorduk.. Yemek ve ezan duasını da bu şekilde ezberlemişlerdi :) -
Söz ile öğüt ile verilemeyen çok şeyler, tatbikatla anında kavranır, silinmez yer eder, kafada, yürekte.. Buna önem verelim..

Mesela dinî mes’elelerde: çocuk hep önünde, ezandan önce abdestini alıp bekleyen, namazını huşû ile kılan, Kur’an okuyup ağlayan , secdelerde hıçkırıklara boğulan, Allah adını duyduğu her yerde yüreği sancılanan, gözleri bulutlanan annesini, babasını görürse, görüyorsa hiç nasihat istemez..
..devamını oku

FARK

Pazartesi, 21 Nisan 2008


Bütün kadınlar, üç aşağı-beş yukarı aynıdır.

Farklı olan Cennet Kadınlarıdır;)

Ayşe

Gül Kokulu Yâre Selam

Cumartesi, 19 Nisan 2008

Muaz, bir Arap Genci, Mısırlı..İmandan, Kur’an’dan, İslam’dan bîhaber günümüz gençlerinden biri..“Ol mâhiler ki, derya içredir, deryayı bilmezler” hesabı..Aklı, yüreği ateş almış..Şehvetlerinin peşinde, kıskacında..Üstelik, yüzde yüz yanacağını bilerek ateşe atlayan, şu bahtsız asrın pervanelerinden biri O..

“Biriydi..” demek daha doğru ama..Çünkü şimdi, hidayet nuruyla aydınlanmış; nur yüzlü, tatlı sözlü, ateşlere siper olmaya çalışan asrın itfaiyecilerinden, bir dava eri O..

MaşaAllah televizyonlarda program yapıyor ve nurdan yüreğiyle serin sular taşıyor, içinden çıktığı o yangınlara..Âdeta haykırıyor; “Durun kalabalıklar! Bu cadde çıkmaz sokak!” Anlatıyor, yürek yangınlarını paylaşıyor hep..

İzlediğim programında Mescid-i Nebevi’nin önündeydi bir sabah namazı öncesi..Arkada nurlu Peygamber Mescidi ve O’na koşan her renk, her kılık ve her diyardan insanlar..

Ve anlatıyordu Muaz o tatlı diliyle, yanışının-dirilişinin hikayesini;

“Ben küçükken, etrafımdaki herkes “Resulullah’ı seviyoruz” diyorlar, bu kutsal mekanlara gelmeye can atıyor, O’nun adı geçince ağlıyorlardı hep..Bense hiç anlamıyordum bu can atışın, bu gözyaşlarının sebebini, hep hayret ediyordum..Çünkü içime bakıyorum tık yok! O iklimlerden bir esinti, bir kıpırtı hiç yok..Hâşâ inkar etmiyordum, ama hiçbir şey de hissetmiyordum..

Çünkü O’nu tanımıyordum! Tanımayan sevemez ki..
Eğer O’nu tanısa cümle alem, asla kayıtsız kalmaz! Kalamaz! Ah bir tanısalar!..

Kendimden biliyorum; Ne zaman ki O’nu tanıdım, hidayet nasip oldu işte o zaman ölü yüreğim dirildi, volkanlar düştü içime..Sevmek nedir anladım..Özlem, hasret, aşk nedir yakînen bildim..

“Anam babam sana feda olsun ya Resulallah!” diyenleri, uğruna ölüme gidenleri, O’nu canlarından çok sevenleri anladım..Nasıl sevdiklerini ve yandıklarını işte o zaman bildim ve uyandım ve yandım şükrolsun..

İlk; “– Kardeşlerimi ne zaman göreceğim” diye iç çekişi vurdu beni..

Soranlara; “– Sizler benim ashâbımsınız!.. Kardeşlerim ise sonra gelecekler!.. Bana, görmeden iman edecekler!.. Onları ne kadar da özledim” deyişi..
..devamını oku

Sayfa: 1 2 3 sonraki »