Hani İmam Şafi dermiş ya; “Kaybetmemek için, kaydetmek lazım”
İşte ben de genelde not tutarım..Tv, radyo dinlerken, okurken, sohbette, konferans vs..
Sürekli yanımda defterim ve kalemim vardır Yazacak yer yoksa, duvarlara yazdığım da olur
İşte not defterimden paylaşacaklarım;
Eskiden “Nasılsın?” denilince aslında gönül kastedilirmiş, yani ” Gönlün nasıl?”
Ne güzel değil mi?Ardından da dünya ile ilgili sualler sorulurmuş..
Şimdilerde bu soru hep dünya içn soruluyor ve “nasılsın” dediğimiz biri mesela “kötüyüm, yiyecek ekmeğim yok” dese.. ” Allah selamet versin” deniyor…
Ee madem neden sordun vaktini aldın, yaraya merhem olmayacaksan?
Bu hadisi de ilk kez duydum; ” Kim bir sıkıntıya düşerse Yusuf Suresi’ni okusun”
Eskiler “Kulağı çınlasın” yerine “Yüreği çınlasın” derlermiş
Allah’a öyle aşık ol ki sana da “Deli” desinler!
Sevgili uğruna mal vermekten..
Sevgil uğruna can vermekten..
Sevgili uğruna kınanmaktan korkmayanlar..
İşte onlar “Deli”ler, sahabiler…
“Ey insan! Kendini terbiye et, aleme hizmet etmiş olursun!”
Niyet, adetleri ibadete çevirir..
En sıradan bir iş yaparken bile insan niyet etse, o süre içerisinde nafile ibadet sevabı alır..
Ümmeti Muhammed içinde Türkler belki %20 dir, lakin Nat-ı Şeriflerin %80 i Türkler tarafından yazılmış..
Bir başka sevmişiz biz O’nu..
Salllallahu aleyhi ve sellem.
Namaz, diğer ibadetleri de peşinden getiren bir lokomotif gibidir.
Emniyet’in istatistiklerine göre; Her sene Ramazan Ayında suş oranı %50 azalıyormuş.
İzlemek ve seyretmek farklıdır..
İzlemek; uzaktan bakmak,
Seyretmek ise; hadisenin içinde olmak demek..
Program sonunda spiker misafire soruyor;
-Efendim son söz olarak ne söylemek istersiniz?
O da diyor -Erkan Mutlu-;
-Tabii ki “Lailaheillallah Muhammedun Resulullah” 
O’ndan razı mısın?
Her halinden,
Sana verdiklerinden,
Sana vermediklerinden?
Razı mısın?
“Madem Sen bana bunu uygun gördüm, madem böyle olmamı istedin, madem nasibim budur, madem sen böyle sevdin; Ben dahi Ya Rabbi ben dahi senin sevdigini seviyorum ve Senden razıyım” diyor musun?
Amr Halid / İqra Tv
Bir sahabi, Aişe validemiz’in akrabalarından..
Oğluyla beraber başka bir şehre ziyarete gidiyorlar..
Kendisi içeride akrabalarla birlikte iken, ayağında bir ağrı duyuyor aniden ve baktırıyorlar, hekim diyor “bacağın hemen kesilmesi lazım” ve kesiyorlar…
Aynı gün dışarıda oynayan çocuğu da, bir at tarafından eziliyor ve anında vefat ediyor oracıkta..
Hem bir uzvunu kaybetmiş hem de çocuğunu..
Hem de aynı gün..
Geliyorlar yanına, güç bela haberi veriyorlar, herkes perişan ama ateş düştüğü yeri yakar, O’nun ızdırabını düşünerek kahroluyorlar..
Fakat O, mütebessim..Teslim olmuş O’na..
Diyor ki;
Ya Rabbi bana layık gördüğün şu halden vallahi razıyım!
Ya Rabbi senin sevdiğini ben de sevdim!
Ve yanındakilere dönüp diyor ki;
Üzülmeyin Rabbim benden bir çocuğumu aldı, ama 6 taneyi bıraktı..
Bana 2 el 2 ayak verdi, birini aldı ama 3 nü bıraktı, Çok şükür Ya Rab!
“Onları görseydiniz “deli!” derdiniz..Onlar da sizi görseler “bunlar müslüman-teslim olmuş- değiller derlerdi”
Onlar öyleydi..
Sahabilerdi.. “nurundandır bütün nurlar”
Sahi ne kadar benziyoruz O’na ve arkadaşlarına?
Amr Halid- İqra Tv
Aşk, bizim dünyadaki CENNET duygumuzdur”
“Aşık kişi adedince aşkın tarifi vardır”
“Manevi Avcılar, hemen kancayı atarlar layık olana, kanca atılan yani avlanan kişi mecburen gelir ve zanneder ki kendi gitti, kendi buldu”
“İman ihanete engeldir, mu’min ihanet etmez”
Hadis- Ebu Davud
“Muhammed; Tanrı’dan küçük, insandan büyük”
Lamartin
“Sabah namazı inasana şahidlik eder”
“Sabah namazının sünneti, dünya ve içindekilerden daha kıymetlidir”
“Sabah namazı kılan Allah’ın garantisi altındadır” hadis
Yavuz Sultan Selim Han’ı biliyorsunuz hani Hicaz Fethedilince, halifelik Türklere geçince; o günkü cuma hutbesinde “HakimulHaremeyni Şerifeyn Sultan Selim..” Deyince imam, Sultan kalkıyor ve;
“Hayır Hakimulharemeynişşerifeyn değil, Hadimulharemeynişşerifeyn” diyeceksin bundan sonra diyor..
Yani Mekke ve Medine’nin Sahibi değil, haremeynin hizmetçisi..
Ve biliyor musunuz, bu 1517 tarihinden, halifeliğin ilga edildiği 1918 tarihine kadar hutbelerde Osmanlı Sultanları’nın adları hep böyle anılıyor..
Ve çok enteresan, şu yazacaklarımı da yeni duydym bende, bakın;
2. Abdulhamid yani Cennetmekan Uluhakan Abdulhamid Han zamanında Medine’ye demiryolu yapılmak isteniyor ve raylar döşenmeye başlanıyor..
Sultan ilan yapıyor, “trenin geçeceği yolda kimin arazisi varsa bedeli 2 misli olarak sahiplerine ödenecektir” diyor!
Hem de bakar mısınız, o zaman Osmanlı’nın durumu hiç te iyi değildir mali açıdan..
Ve yine ne aciptir ki Sultan, bu demiryoluna masrafları sadece ve sadece helal paradan, gayrı müslimler- şunlar bunlar hiçbirine bulaşmamış helal paradan temin eder,
Öyle bir dar zamanda!..
Ve o arazi sahiplerine de bakın ki, derler ki;
“Bizler, değil 2 misli, hiç para istemeyiz topraklarımıza.. O şanlı Nebiye helal olsun!”
Ve yapılır tren yolu bu şekilde..
Bilirsniz trenler son istasyona geldiğinde uzun uzun düdük öttürürler..
Ama bu herhangibir şehir olmadığı için Sultanın emriyle Medine girişinde bu yasaklanır, trenler sessizce girerler..
Bakar mısınız şanlı ecdadımıza, subhanallah!
Daha bitmedi..
Medineye 2 kilometre kala raylara keçe döşenir yine Sultanın emriyle..
Neden?
Çünkü tren O Nebi’nin şehrine girerken ses çıkarmasın, edeble girsin diye..
SubhanaAllah!
Yine bitmedi..
Tren istasyonuyla hemen şehir arasına bir de hamam yapılır yine sarayın emriyle..
Neden?
Çünkü uzun yoldan gelmiştir yolcular kir pas içide olabilirler, O huzura girerken yıkanıp-paklansınlar diye..
Bir nevi tüm yolcular mecbur bırakılmış şehre girmeden yıkanmaya..
SubhanAllah!
Yine çok ilginç bir şey daha;
Medine bizim olduğu zamanlarda O Nebiye hürmeten asla Osmanlı bayrağı çekilmemiş şehrin üstüne!
Bakar mısınız hürmete, ta’zime…
Ta 1517 yılından 1917 ye kadar bayrak çekilmemiş, ancak bu tarihten sonra İngilizler ve o malum mes’eleler yüzünden ancak 1,5 yıl bayrak çekilmiş Medineye..
SubhanAllah!..
Evet bir başka sevmişiz biz O’nu..
Salllallahu aleyhi ve sellem.
Bugün Amr Halid, esmadan ElHamid i işledi.. Hergün bir esmayı işliyor ve hayata nasıl geçireceğimizi anlatıyor, duayla bitiriyor, harika bir 1.30 saat yaşıyoruz çok şükür..
Programda çok şeyler söylendi, ötelere taşıdı yüreklerimizi ve O’nunla dopdolu bu dünyaya geldik sanki yeniden..
Herkesten kalem kağıt çıkarmasını istedi ve bize hatırlatarak tek tek Allah’ın nimetlerini yazmamızı istedi..
İnsanların şükürsüzlüklerinden bahsetti, nimetlerin farkında olmayışlarından…
“Elhamdulllah temleul mizan” dedi, yani mizanı doldurur, eksik varsa ötede ve sen şükredenlerden yazılırsın..
Çok enteresan bir örnek verdi mesela dedi ki;
“Allah dese ki sana bir bebeğin doğduğu zaman mesela ” hadi git bu bebeğin tüm cihazlarını falan fabrkadan al” sen fakirsin diyelim o kadar para verip alamıyorsun…Düşünsene halini..
Ya da Allah’ın kayıtsız şartsız emrimize verdiği ve hiçkimsenin tekelinde bırakmadığı 2 nimet; Su ve hava; teneffüs.. Böyle olmasaydı dı da akciğerlerimiz elimizde biz kendimiz çalışsaydık muhtaç olduğumuz havayı üretmek için..Ya da gidip marketten her dakika hava almak zorunda kalsaydık…”
Misaller çoktu..
Ben en çarpıcısını aktaracağım inşaAllah..
Bu bir ayet ama çok dehşet bir ayet..
Bakara Suresi 211. Ayet
“….Ve men yubeddil ni’metallahi min-m- ba’di ma caathu fe innalllahe şedidul ikab”
“…Kim Allah’ın ni’metini -lerini- kendisine ulaştıktan sonra değiştirirse, bilsin ki Allah’ın azabı şiddetlidir!”
Bu ayetin kapsamına herşey giriyor, Allah’ın bize verdiği herşey..
Vücuttaki tüm azalar, akıl, güzellik, konuşma kabiliyeti, evlat, mal….Hatta internet mesela..
Eğer bize verilen nimetleri değiştirirsek, yani O’na uygun, O’nun yolunda kullanmazsak vay halimize!…
İnsanların başlarına gelen musibetler de işte kendilerine verilen nimetleri ters yönde kullanmaları yüzünden…
Ve bir hadis; “Nimetleri şükürle bağlayın!”
Çünkü Rabbimiz buyuruyor; “Lein şekertum leeziidennekum, lein kefertum inne azabi leşedid”
“Şükrederseniz arttırırım, nankörlük ederseniz azabım çok şiddetlidir”
Amr Halid / Bismike Nahya/ iqra Tv
Şu alttaki ekleyeceklerim, 2 yıl önceki notlarımdan Grup arşivinde bir şey ararken rastladım, aktarayım dedim
Yine katildigim bir toplantidan aklimda kalanlari paylasayim dedim:
Once en ilgincleriyle –bana gore- baslayayim:
En ilginci, melekler hakkinda yeni ogrendiklerim
Hani bazen insan bir urpertiyle sarsilir ya?..
Halk arasinda –ya da bizim buralarda- “Azrail yokladi” derler..
iste megerse o anda melekler musafaha edermis insanla..
Boyle bir durumda hemen yoklayin icinizi muhakkak O’NUNLA mesguldur..
Yani, demek ki yanlis degil halk arasinda soylenen o soz Sadece Azrail denmesi urkutucu geliyordur belki de..
Meleklerin nobet vakitleri varmis..Hic bilmezdim..
Sabah ve ikindiden sonraymis..Ve bu vakitlerde Kur’an okumak cok faziletliymis..
Melekler 3 seyi severlermis:
Setr / itir /Zikr / : ortu / koku / zikir
Yine “Humeze Suresi” nde: yuzune karsi ve arkasindan insanlari cekistirenlere itab var ya.. iste o bastaki VEYL hem hitab hem de sonlarini belirlemek acisindan ‘cehennem’ mis..
Ve sondaki ‘elleti tattaliu alel ef’ideh” de:
“onun atesi, acisi kalplere kadar girer”den murad:
insanlarin, kisileri yuzlerine karsi ve arkalarindan cekistirdikleri yetmiyor gibi bir de kalplerinden onlar hakkinda kotu duygular gecirmelerinden oturuymus..
Digerleri ise:
Ramazan bir mekteptir adeta ya da 30 gunluk bir kurs gibidir.
Kurs sonunda, basta sabir olmak uzere bir cok melekeler gelistirir insan. Ramazan sonunda kendini yoklamalidir, sebat etmeli kazandigi bu melekeleri kaybetmemelidir.
“Ramazanin her dakikasi altin hukmundedir.
Ziyan etmemek lazim.
Kur’anla, zikirle, namazla suslemeli, salih amelleri arttirarak kazananlardan olmalidir.”
“Oruclunun duasi Kabul olunur.
Bunun icin orucluyken duayi ihmal etmemek lazim.
Ozellikle de iftar oncesi.”
“Beden zayiflayinca, ruh one gecer.
Hissi delikleri kapatinca ruhun yolu acilir.
Insan, nefsinin, hevasinin sesini kapattiginda hakk sesi yukselir.”





