Yürek Yangınları Anasayfa

2006 Arşivi

Lebbeyk Allahumme Lebbeyk!..

Cuma, 22 Aralık 2006

ARAFAT MEYDANINDAN

Lebbeyk Allahumme lebbeyk!..
Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk!..
İnnel hamde vennîmete leke velmulk!.. Lâ şerîke lek!.

Arafat meydanı…
Burası mekânların en güzeli.. Mekânların en ulvîsi..
Tüm dünya müslümanlarını aynı anda kucaklayan,
Tek tek yürek çırpınışlarından, ilâhi bir koro oluşturan,
Zaman üstü mekân..

İbrahim Aleyhisselâm’ın duasına “Amin” diyen,
Allah’ın çağrısına icâbet eden sevgili kulları,

Bugün burada;
Bir akıl
Bir yürek
Bir ses
Bir bilek olmak için toplanmışlar..

Zulme “hayır!” dedikleri için..
Tâğutlara baş eğmedikleri için,
Gönüller dolusu “Lebbeyk” diyorlar..

Lebbeyk Allahumme lebbeyk!
Allah’ım emrindeyim!
Allah’ım emrine âmâdeyim!

Bu çoşkuyu, bu heyecanı, bu ulvî tabloyu anlatmak mümkün değil..Yürekler hissediyor ancak.. Yaşamak gerek ancak..

Evet, yaşanılası güzelliklerin hepsi burada..
İnsanlar, sanki yeni bir dirilişin çoşkusunda, heyecanındalar..

Sanki dün, her türlü dünya telâşesiyle, dünya malıyla meşgul olanlar, makamında oturup emir yağdıranlar, çarşı-Pazar dolaşanlar, bunlar değil..

Bunlar kutsîler ordusu..
Bembeyaz giysileriyle sanki ruhlar âlemini andırıyorlar..
Rahman’ın buyruğuyla toplanmışlar;
..devamını oku

Gönenli Mehmed Efendi’den inciler

Perşembe, 21 Aralık 2006

İnsanlara iyilik yaptınız mı, kaçın yanlarından, utanmasın. Sana teşekkür etmesin.

Yaptığın iyilikten dolayı, senin yanında küçülmesin.

Yaptığın hayırları söyleme. Söylersen kaybedersin. Yaptım, ettim diyerek sadakalarınızı bozmayın.

Hayırlarını saklarsan senin olacak.

Ahireti kaybetmekten korkmalıyız.
İnsanlar hastanelere acılardan, belalardan kurtulmak için varını yoğunu veriyor. Asıl, ahiret için varımızı yoğumuzu vermeliyiz.

Hürmetle Kur’an dinleyen bir insana, cehennemlik dahi olsa, Kur’an şefaat edecek.

Azıcık bir rüyada (Cenneti) gösterdiler gibi oldu da bütün dünyadan soğudum. Bütün dünyayı bile bana verseler yan bile bakmak istemiyorum. Çok şükür elhamdülillah.

Sahip olduğun nimetlerle başkalarına yardımcı olacaksın.
Anne gibi olacaksın insanlara…

Bir insanın namazı kabul oluyorsa ahlakı güzelleşirmiş.

Senin etrafında, sana çile çektirenleri, Allah (c.c.) sana, dünyada çile çeksin de, ahirette azap görmesin diye veriyor.

İnsanın Hak katında derecesi arttıkça, insanlara merhameti artar.

Dinimizde ölçü: Kendin için istediğini başkasına da isteyeceksin. Kendin için istemediğini başkasına da istemeyeceksin.

Nasıl ki, boş vakit bulunca, telefonla oğlunu, kızını, ahbabını ararsın. Rabbini de her vakit ara .
..devamını oku

Şeytan şimdi Oturum Açtı!..

Perşembe, 21 Aralık 2006

I.bölüm; Küçük Savaş

Üstümüze düşmeyen bomba ancak kelimelerimizi acıtır… içimizde gezinen o acı bilinçsiz, alışkanlık hücreleri tarafından hemen yenilenir ve onarılır, birkaç dakika sonra kaybolur… kalbin duvarlarına tutunarak yürüyen acı, yerini; bir imleç-çarpı işareti buluşmasıyla parlak reklamlara bırakır. Durmaksızın değişik ses ve görüntülere maruz kalan beyin; gelişimini tamamlayamayan araz çocuklara döner…

II.bölüm; Büyük Savaş

Ama biz tenhalaşmıyoruz ki dedi genç kız gözlerini yere indirirken…
Biz sadece sohbet ediyoruz.. konuşuyoruz güncel mevzulardan, yazıdan ve kelimeden, gidişattan… zaman zaman havadan ve sudan… bazen derinlemesine, bazen öylesine… ama saatlerce…

Tenhalaşmıyoruz dedi genç kız ısrarla… oysa neydi tenhalaşmak; kötü karakteri şeytan olan üç kişilik bir film seti… ya da iki kişinin şeytana yol haritası çizdiği bir yarışın en önde seyreden otomobili…bir yalnızın iki olabilmek adına nefsinde verdiği “kalbim temiz” brifingleri… kimine göre bir kapıyı kapatmak kadar basit bir eylem… kimine göre tüm kapalı kapıların üstüne kilitlendiği yarı karanlık bir sofa…

Bazen bir kadın ve bir erkeğin diğer tüm beşerin soluk alıp vermesi kadar çok bahaneyi “doğru düşünce ve prensip” duvarlarına vurması, çarpması, kırması ama yok edememesi…

Bazen de “biz iki olgun insanız, biliriz kendimizi” diyerek çiftlerin dağların zirvesinde, ya da ormanın gölgesinde, yahut ırmağın akışında, tenha adına en tenha neresi varsa orada bile tenhalaşamaması…yani yok edememesi o kesin hadis-i şerifi… sorumluluğunu buharlaştıramaması… o sorumluluk ki kadın ve erkeği saçından yada eteğinden kavrayıp kalabalıkların içine çekmeye muktedirdir…
..devamını oku

Onemli, okuyunuz lutfen..Kurban kesen ve kesmeyen milletlerin sporlari

Perşembe, 21 Aralık 2006

Kurban gelince herkes, islami kotulemek isteyen herkes cephe aliyor. Ama ben onlari suclu bulmuyorum. Suclu biziz! Basta ben. Bir davayi mudafaa edecek, o davanin fedakar evladlari olacak. Onlar olmazsa her agizdan salya gelir, hucum ederler..

Bizim alnimiz o kadar acik ki..
Ama bizi bize anlatacak yazarlarin bu sorumlulugu tasimasi gerekir..

Kurban kesmek koyuna ilave bir kulfet getirmez..

Bir daha soyleyeyim isterseniz; cunku koyunlara aciyorlar, kurban kesmek koyuna ilave bir kulfet getirmez! Bunu ezberleyin! Nicin?

1-2 Aylik kuzuyu Allah kurban etmeni istiyor mu?

Kucuk kuzuyu kurban edersen hem sevab alamazsin, hem de yavruyu kestigin icin vebal altinda kalirsin..En azindan 1 yasini dolduracak koyun!

Bugun kurbana aciyanlar, sut kuzusu ve cigeri yiyorlar..
Adamlar bu kuzunun etini yiyor sonra da kurbana saldiriyorlar!

Islam, koyuna 1-2 sene yasama hakki taniyor. Islam kurban kesmeyi emrettigi zaman diyor ki; 1,5 yasini doldurmayan bir hayvani kurban edemezsin!

Bu ne demektir?
..devamını oku

Nefsin, namaz icin bahânesi; Çok yoğun işlerim var..

Perşembe, 21 Aralık 2006

Nefsin, namaz icin bir başka bahânesi, “İşlerim çok yoğun, vakit bulamıyorum. İşyerinde izin vermiyorlar. Okulda dersimiz var” gibi hususlardır.

Peki namaz en mühim iş değil mi? Acaba öğle paydosunda, teneffüslerde, dinlenme saatlerinde 5-10 dakika ayırıp namazı kılamaz mıyız? Hem namaz kılmak işlerimizin de rast gitmesine vesile olur.

Diyelim ki, okuldasınız. Giriş ve çıkış saatinize göre, zaman ve yer arayışına girmelisiniz. Bazı öğrenciler, okulda kılamadıklarını bahane ederek, hiçbir vakit namaz kılmazlar. Oysa okulda rastladığımız namaz vakti, bir veya ikidir. Kış günleri namaz vakitleri kısa aralıklarla geldiği için biraz zorlanabiliriz. Ama uzun yaz günlerinde ciddi bir problem olmaz.

Bazen teneffüs süresi çok kısadır. Abdest ve namaza kâfi gelmez. Ama gönlünde namaz aşkı olan bir kimse, bir teneffüste abdest alır, diğerinde namazını kılar. Yine de süre ve yer sorunu varsa, sadece farzını kılmakla yetinirsiniz. Çünkü, öncelikle ondan sorumluyuz.

Kimi okullarda namaz kılacak yer yok. Bunun için hiç değilse farzını, boş bir sınıfta, depoda, okulun herhangi bir yerinde kılmaya çalışmak gerekir. Seccade olarak büyükçe plâstik bir torbayı kullanabiliriz. Marketlerde satılan büyük boy çöp torbalarını kolayca cebimizde taşır, istediğimiz her yerde kılabiliriz.
..devamını oku

İBADETLER VÜCUDA MÜSPET ENERJİ TOPLUYOR

Perşembe, 21 Aralık 2006

İBADETLER VÜCUDA MÜSPET ENERJİ TOPLUYOR

Davranışların insan vücuduna etkileri konusunda da çalışmalar yapıldığından söz edildi. İbadetlerin vücuda ne gibi yansıması oluyor?

Mesela; Rus bilim adamları araştırmış, namaz kılanın aura dediğimiz enerjisinin çok sağlamlaştığını, parladığını ve kortizon değerlerinin arttığını görmüşler.

Abdest alırken kolun yıkandığında kolların damarlarının açıldığı görülmüş.

Yüzünü yıkadığında çevremizden alınan olumsuz enerjilerin suyla temizlendiğini görmüşler.

Elinizi kaldırıp enerji menbaı olan güney cihetine dönüp “Döndüm kıbleye” dediğinizde bir anda kilitleniyorsunuz, yani şarteli açıyorsunuz.

Elinizi bağladığınızda etrafınızdaki bütün canlılar bu enerji kalkanından bedeninize girmeye başlıyor. Sonra, “Rahman v Rahim olan Allah’ın adıyla” diye kapıyı açıyorsunuz, içeriye girdiğiniz an açılan kapıdan bütün müsbet enerjiler bedeninize geliyor, bedende bir ısın-
ma oluşuyor.

..devamını oku

Ben böyle olmamalıydım..

Perşembe, 21 Aralık 2006

Ben, böyle olmamalıydım

İsmini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma.

İçime bir ateş düşmeliydi

Ayaklarımın feri kesilmeliydi.

Kendimden geçmeliydim sonra…

Adını sayıklamalıydım, adımı unuttuğumda

Ama bunu kimse duymamalıydı,

Seni, mahşere kadar saklamalıydım.

Ben böyle olmamalıydım

Nisan akşamlarını ıslatırken yağmur

Bahar, şarkılarını söylerken karanlığa

Çalan her kapıya `sensin` diye koşmalıydım.

Ayak sesleri gelmeliydi uzaktan
..devamını oku

Not Defterimden ;)

Perşembe, 21 Aralık 2006

Hani İmam Şafi dermiş ya; “Kaybetmemek için, kaydetmek lazım” a

İşte ben de genelde not tutarım..Tv, radyo dinlerken, okurken, sohbette, konferans vs..

Sürekli yanımda defterim ve kalemim vardır Yazacak yer yoksa, duvarlara yazdığım da olura

İşte not defterimden paylaşacaklarım;

Eskiden “Nasılsın?” denilince aslında gönül kastedilirmiş, yani ” Gönlün nasıl?”

Ne güzel değil mi?Ardından da dünya ile ilgili sualler sorulurmuş..

Şimdilerde bu soru hep dünya içn soruluyor ve “nasılsın” dediğimiz biri mesela “kötüyüm, yiyecek ekmeğim yok” dese.. ” Allah selamet versin” deniyor…

Ee madem neden sordun vaktini aldın, yaraya merhem olmayacaksan?

Bu hadisi de ilk kez duydum; ” Kim bir sıkıntıya düşerse Yusuf Suresi’ni okusun”

Eskiler “Kulağı çınlasın” yerine “Yüreği çınlasın” derlermiş

Allah’a öyle aşık ol ki sana da “Deli” desinler!

Sevgili uğruna mal vermekten..
Sevgil uğruna can vermekten..
Sevgili uğruna kınanmaktan korkmayanlar..

İşte onlar “Deli”ler, sahabiler…

“Ey insan! Kendini terbiye et, aleme hizmet etmiş olursun!”

Niyet, adetleri ibadete çevirir..

En sıradan bir iş yaparken bile insan niyet etse, o süre içerisinde nafile ibadet sevabı alır..

Ümmeti Muhammed içinde Türkler belki %20 dir, lakin Nat-ı Şeriflerin %80 i Türkler tarafından yazılmış..

Bir başka sevmişiz biz O’nu..

Salllallahu aleyhi ve sellem.

Namaz, diğer ibadetleri de peşinden getiren bir lokomotif gibidir.

Emniyet’in istatistiklerine göre; Her sene Ramazan Ayında suş oranı %50 azalıyormuş.

İzlemek ve seyretmek farklıdır..

İzlemek; uzaktan bakmak,
Seyretmek ise; hadisenin içinde olmak demek..
..devamını oku

Annemin Hikayeleri 4: Bırak, Rabbinle aranda bir kapı açık kalsın!..

Çarşamba, 20 Aralık 2006

Eski zamanlarda bir zat, seyahati sırasında çok ilginç bir olaya şahid olur..

Çölde, eşkiyaların bir kervana saldırdıklarını, ne var ne yoksa zorbaca gasbettiklerini korkuyla seyreder uzaktan..

Biraz sonra bakar ki, soygun yapan eşkiyaların reisi bir kenarda abdest alıp, namaza duruyor..

Adam hayretlerdedir..
Dayanamaz, namazdan sonra yanına varır ve sorar ona;

“Merak ve hayretler içindeyim” der..

“Yaptığın iş zalimce ve haram..Günahlar içindesin..Sonra da kalkıp, o yaptıklarını men’edenin huzuruna varıyorsun! Bu nasıl iştir?”

Yani bu ne perhiz bu ne lahana turşusu hesabı ;)

Eşkiyaların reisi olabildiğince hüzünlü, şu ilginç ve ibretli cevabı verir;
..devamını oku

‘Yalniz hüznü vardir kalbi olanin..’

Çarşamba, 12 Temmuz 2006

‘Yalniz hüznü vardir kalbi olanin..’

Çünkü hep vurulan odur,

‘O’nun hatiri için asla vurmayacagini bilen ve ‘O’ndan
çekinmeyen, muhatablari tarafindan..

O yalnizca hüzünlenir ..

‘O’nda olmanin, onlara verilecek cevabidir çünkü hüzün..

Bile bile vurulmaktir yani hüznün adi..

Yoksa yüregi olanin hüznü, ne nikotin tadinda aliskanlik yapan arabesk bir hüzün,

Ne de, maddeten ve manen bir nev’i ‘O’nu hiçe saymak demek olan
YEIS anlamindakidir. .

Daim O’nunla olana, bize ‘O’ndan ve hak Resulu’nden ulasan
mesajlar dogrultusunda o cephede zaten hüzün yok..

Hüznü sevinçlere, korkusuzluklara, itmi’nana çeviren O’dur çünkü..

Hüzünlerin karsiligi hep O’ndadir, hep O’ncadir..

Ne bosa giden gözyasi, ne de sevince çevrilmemis hüzün vardir katinda..

Yani:

“‘O’nun boyasi”na boyanmaktir hüzün.
..devamını oku

Sayfa: 1 2 sonraki »